?

Log in

Arayış

Dışarıda yağmur yağıyordu.Zaman belli değildi,öğlen olmasına karşın akşam kadar karanlıktı hava.Uyandığımda
Rawen elindeki odun parçasını benim küçük bıçağımla şekillendirme çabasındaydı.Uyandığımı ve kendisine baktığımı
farkedince "Bir tek kaval yapmayı biliyorum,o da olmayacak gibi..."Yavaşça bıçağı ve odun parçasını masaya bıraktı.
Tozluğunu ayağından çıkarmıştı,yarasının çevresindeki bez kandan kıpkırmızı olmuştu.
"Ayağının hala nasıl bu hale geldiğini anlatmadın..."dedim merakla,bileğinin çevresindeki sargı bezini çıkarmasını izlerken.
Sargı bezini çıkardı.Yara kapanmaya başlamış gibiydi;fakat hala berbat görünüyordu.Kesiğin çevresi morarmış,iltihap
sonrası izler belli oluyordu.
Bu görüntüye tiksintiyle baktım.
"Savaştan kalan bir iz...Olanları hatırlamamda yardımcı oluyor.Orada bütün bir ordunun ve bir şehrin gururunun düşüşünü
izledim.Savaşta yan yana savaştığım dostlarımın cansız bedenlerinin yanında uzun bir süre ölü taklidi yapmam gerekti."
Acı hatırasını hatırlayıp duraklıyor"cesetlerin yakıldığı zamanda bir kaç tanesiyle savaşmama gerekti,ama çoğunlukla
kaçtım.Eninde sonunda Bedwig'e geldim.Sizin topraklarınıza en yakın kıyı kasabası.Kıyı kasabası sayılmaz,ama HennyWay
Kıyı Kasabası içerisinde sayılıyor.Neyse,orada küçük bir çiftçi ailesinin yanına sığındım.Yaralarımla ilgilendiler,yanlarında
kalmama izin verdiler.Şunu söylemeliyim,çok iyi insanlardı,aldığım tek yara da ayağımdaki değildi.Başlarına çok dert açmak
istemedim,o yüzden buraya geldim.Peşimdeki orclara izimi kaybettirmenin tek yoluydu bu..."
Endişeyle ayağa fırladım"Şimdi sen o lanet yaratıkların seni takip ettiklerini mi söylüyorsun?Yani buraya gelebilirler mi??"
Onaylar bir tavırla sakince "Evet"dedi."Evet,beni o kadar uzun takip ettilerse gelebilirler..."
Demek hayvanları buraya kaçıran onlardı!
Okumu,yayımı ve Rawen'ın bana verdiği shortswordu kaptım.Küçük bıçağı belime yerleştirdim.Hareketliliğini farkedince
"Neler oluyor?"diye sordu Rawen."Avlanmaya gidiyorum"diye karşılık verdim ve kendimi son sürat dışarı attım.Yağmur
delicesine yağıyordu.Birkaç saniyede tamamen sırılsıklamdım.Rawen arkamdan geldi "Bu havada mı?Saçmalama!Ne
yaptığını sanıyorsun?"
Ona aldırmadım.O an hiçbir şeye aldırmıyordum.30 yıl önceki anıma geri dönmüştüm.Geliyorlardı.Ödenmemiş hayatımı
verme vakti geliyordu ardlarından.Yağmura da aldırmadım.Kim bilir,belki göreceğim son yağmur olacaktı.
"Günlerdir hayvanların neden bu denli yakınımda olduğunu merak ediyordum"dedim ona bakmadan,sadece gelebilecek tehlikeleri
düşünerek."Neden klübeye bu kadar olduklarını,neden ormanın derinliklerinde olmadıklarını..."Çevreme bir göz
gezdirdikten sonraRawen'a döndüm"Senin küçük dostlarının onları kışkırttığından şüpheleniyorum.Avlanmaya gidiyoruz.
Biraz orc avlamaya!"
"Onlardan korktuğunu sanıyordum?!"diye bağırdı Rawen,yaralı ayağını hala iyi kullanamasa da arkamdan koşarak.
Korkuyordum,evet.Hem de ölesiye!Ama öylece ölümü de bekleyemezdim.Korkudan ölmeyi düşmanlarımın pis ellerinde
ölmeye tercih ederdim.
Aynısını ona da söyledim.Cesaretime şaşırmış gibiydi "Geçen akşam senden istediğim de buydu!Bu cesaretini intikam
almak için kullanmalısın Aelina!"
"Leydiye ne oldu?"dedim alayla bir yandan ormanların arasında dikkatlice ilerlerken.
"Ciddiyim Aelina.Bana intikam almamda yardım etmelisin.Hayatını böyle sürdüremezsin!"
Yağmur damlaları görüşümü engelliyordu.Ağaçlara işaretlediğim izlerden yolumu bulabiliyordum.
Rawen'ın söylediğine aldırmaksızın ağaçların arasında hızla yol aldım.Bir kaç gün önce öldürmeye çalıştığım adam şimdi
bana ne yapmam gerektiğini söylüyordu!Ve ne zamandan beri onu dinler olmuştum?Bu iş canımı sıkıyordu.
Ormanın derinlikleri karanlıktı,ama keskin elf gözlerim beni yarı yolda bırakmamıştı.Aynı şey Rawen için geçerli değildi.
"Arkanı iyi koru!"dedim aynı koşullarda olmadığımızı bir an unutarak
"Göremiyorum"dedi hatırlatırcasına.
Ağaçlardaki hareketlilik Rawen'ın görme duyusu ya da ona benzer tüm şeyleri kafamdan sildi.Okumu gerdim ve
hareketliliğe sebep olan canlıyı vurma umuduyla parmaklarımı gevşettim.

Karar

Sabahın ilk ışıklarında hergün yaptığım gibi uyandım.Tüm kıyafetlerimi kuşandım,avlanmak için hazır konuma geldim.
Tam kapıya gidiyordum ki ayağıma birşey takıldı.Dünden kalma bir asker,Rawen. Bütün akşam onu orada bıraktığımdan
dolayı pişman sayılmazdım.Ayağımla dürttüm,uyanmayınca daha sert sarstım.Rawen hızla doğrulmaya çabaladı,ama
baş ağrısı onu yeniden yere çiviledi.Hiçbirşey demeden onu izledim. Bir süre sonra zorlukla da olsa yeniden iki ayağı
üzerindeydi.Eliyle masaya dayanmış kendine gelmeye çalışıyordu.Bir yandan da ağrıyan boynunu ovuyordu.
"Her ne içtiysem pek iyi gelmemiş!" dedi o haline rağmen gülmeye çalışarak.
"Yabanmersimi şarabı.Ağır bir içkidir,bir bardaktan sonra sabah uyanmayı istemezsin!"
Kafasını kaldırıp gülümsedi"Leydimin espri anlayışı da varmış!!Hiç..."
Geri kalan konuşmasını dinleyemedim,kendimi kapıdan dışarı attım.Sanırım bu adamı sarhoş görmek beni daha çok
mutlu ediyor.
Kapının yanında dışarı çıkmasını bekledim.İçeride bir patırtı geldi,aradından Rawen bir küfür patlattı.Ne olduğuna
bakmaya ihtiyacım yoktu,nasıl olsa dışarı çıkınca geveze arkadaşım beni haberdar ederdi.
Dediğim gibi oldu,Rawen kısa bir süre sonra emin adımlarla dışarı çıktı ve gürültünü nedenini açıkladı.Ayağına
sağlam olmasa da basabiliyordu.Başta birşey söylemedim,biraz yürüdükten sonra dayanamayıp sordum:
"Ayağın iyi mi?"
Durmadı ,yürümeye devam etti,bir an ayağına baktı sonra cevapladı
"Değişen birşey yok,ama iyiyim"
"Ayağın sakatken öyle savaşabilmen,hayrete düştüm..."
"Şunu söylemeliyim ki karşında çok zorlandım.Ayağımdan değil,gerçekten iyi dövüşüyorsun.Ayrıca sen sadece vücudunu
değil,zihnini de de dövüşe katıyorsun.Bir de ben yaklaşık yirmi yıldır savaşlara katılıyorum.Senin burada yaşadığın süre
 kadar...Bu arada sen benim hikayemi öğrendin,kendininkini anlatmaya ne dersin?"
O sırada avımla ilgilenmekteydim,söylediği şeyi duymadım.Pür dikkat ağaçların ardında beliren yaban domuzunu izlemeye
başladım.Kendisiyle değil de yabandomuzuyla ilgilendiğimi farkedince Rawen hiç ses çıkarmadan beni izlemeye başladı.
Bir an için onun orada olduğunu unutup bir ağaç gözdesinin ardına,ondan sonra da çalılara saklandım. Rawen ise benden
biraz uzakta yere çömeldi.Domuzun hareketlerini incelemeye başladım.Gözümü ayırmadan,nefes bile almadan...Domuz
aptal aptal dolaştıktan sonra biraz uzaktaki su birikintisine yöneldi ve gürültülü bir şekilde(bu dün gece Rawen'in şarap
içerken çıkardığı sese benziyordu)suyu içmeye başladı.Çok zamanım yoktu,o an en uygun zaman olduğunu biliyordum.
Şimşek hızıyla çalılardan fırladım,bu sırada Rawen kokudan yerinde zıpladı, ve daha domuz yüzünü bana çeviremeden
ok gövdesiyle buluştu.Domuzdan hiç ses çıkmadı,yere yığıldı.Hiç tereddüt etmeden çalıların ardından fırladım,emin
adımlarla domuza yaklaştım.Bu sırada Rawen arkamdan bana seslendi:
"Şimdi senin ne olduğunu buldum,sen acımasız bir avcısın!"dedi kabaca
Orada olduğunu unuttuğumdan mıdır yoksa söylediği sözden midir bilemem çok şaşırdım.
"Ne demek istiyorsun?"
"Okların hedefini hiç şaşırmıyor,acıma duygun da yok.Eğer seninle tanıştığım o an ormanın içinde yerimi belli etseydim,
muhtemelen boğazımda bir okla ormanın derinliklerinde çürüyor olurdum!"
Haklıydı,muhtemelen öyle olurdu.
"Kendimi tanıtmamı istiyordun değil mi?Peki!"dedim nedenini bile anlamadığım bir öfkeyle "Ben Aelina Amarth,ülkesi
lanet orclarca yokedilmiş evsiz,kimsesiz bir elfim!20 yıldır bu vahşi ormanda yaşıyorum,bu yüzden senin sahip olduğun
hiçbir duyguya sahip değilim!"Yere  çöktüm,hikayemi anlatmaya başladım.Hikayeyi merak ve ilgiyle dinledi.Ona ülkemin
yapısını,ailemi,savaşı,yıkımı,kaçışı,Vardamir'i kısaca herşeyi anlattım.Bir kısmını avlanırken bir kısmını da dönüş
yolunda...
Hepsini aynı ilgiyle dinledi.Anlatmayı bitirdiğimde domuzun derisini yüzmekle meşguldüm.
Durakladı ardından şunu söyledi:
"Bence intikam almalısın,saklanarak çözüm bulamazsın!"
Bunu beklemiyordum."İntikam almak mı?Kimden??"
"Orclardan tabii ki...Ülkeni yıkan onlar değil mi?"
İşimi bırakıp karşısına bir sandalye çektim.
"Yani sen ülkemi 1 günde yıkan bir orc topluluğuna karşı,tek başıma karşılarına çıkıp..."
"Tek başına değilsin,ben de varım..."diye sözüme girdi soğukkanlılıkla
"...Seninle birlikte,tüm bu hayatımı bırakıp savaşmamı mı istiyorsun?"Dalga geçmek amacıyla sırıttım
"Şaka mı yapıyorsun?"
Şaka yapar gibi bir havası yoktu "Gayet ciddiyim.Hepsinin toplandığı bir ortama dalmayacağız Aelina,sadece ayrı ayrı
dolaşanları halledeceğiz"Delici bir bakış attı."Onları gördüm,nasıl savaştıklarını gördüm!Ordumdaki her bir askeri nasıl
teker teker öldürdüklerini gördüm!Onların ardında bunları planlayan biri var!Bizim amacımız bu olacak!Orcları teker teker
halledip başındaki adamı bulacağız ve onu..."şeytani bakışı geri gelmişti,dün akşamki aynı bakışın şarabın etkisiyle
olmadığını o an anladım."Delirmişsin sen!Sadece iki kişiyiz,ve nasıl..."
"Bak..."dedi beni ikna etmek için çok çaba sarfettiği belliydi."Sen mükemmel bir okçusun,basit bir savaşçı da değilsin,
nasıl savaşman gerektğini biliyorsun!Ben de uzun yıllar savaşa katıldım,nasıl dövüşeceğimi biliyorum.Bunu yapabiliriz!
Aileni öldürenlerin bunu ödemesini istemiyor musun?!"
Tabii ki de istiyordum,yürekten hem de!Ama bu hayattan kopmaktan korkuyordum.Diğerlerince kabul edilmemekten ya
da onlarla,orclarla karşılaşmaktan!Tekrar kaçmaktan belki de...
Benden ses çıkmadığını görünce söylediklerinin işe yaradığını düşündü Rawen ve ekledi "Hem bu ormandan ayrılıp
dünyayı görmek sana iyi gelecektir!"
Sessizce kalkıp domuzun başına döndüm.O akşam bir daha bunun hakkında konuşmadık...

 

 

 

 

Rawen Morir'i Tanımak

 Yüzünün üçte dördü karanlıkta kalmasına rağmen gözleri ışıl ışıldı.Kendimi onu dinlemekten alamadım
"Kelrotriel adlı bir kasabada doğdum"diye başladı gizemli ses tonuyla."Babam asabi bir adamdı,disiplinli
katı,sinirli!Gören onu komutan sanardı,oysa o basit bir hancıdan ibaretti."
"Kelrotriel'i bilmediğine göre onu anlatayım.Kelrotriel Hennyway kıyı kasabalarını da kapsayan alanın gözlem evini de
içine alan küçük bir kasabadır.Nüfusun dörtte ikisi büyücüler içerir-gözlem evi astroloji,metafizik ve simya bakımından çok
geliştiğinden mükemmel bir bilgi alanıdır,bu da çevredeki büyücüler için gerçekten de önemli...Geri kalanı da
çifçi ve askerlerden oluşuyor.Hırsızlar,iti kopuk insanlar %1 bile değil.Çok da kişi yoktu zaten,biliyorsun,savaş tüm
ırkları etkisi altına aldı..."
"Savaş mı???"diye atıldım engel olamayarak.Belki de ülkemin yıkılma nedeni buydu...
"Bunu da mı bilmiyorsun?"diye sordu.Sesinde hem küçümseyici hem de inanmaz bir ton vardı.
"Pekala,hikayemi anlattıktan sonra seninkini dinlemeye can atıyorum.Edmoir(bütün bu yaşadığımız bölgeyi kapsayan
geniş alan)içinde tüm ırkları kapsayan bir savaş var.Şöyle açıklayayım...tüm ırklar bu alana egemen olmak peşinde!
*Güçlü olan güçsüze sahip olacak!*,bize vaat edilen bu.O yüzden her ırk bir ittifak içinde ,bir entrika oyunları oynayan
basit canlılardan ibaret...Dediğim gibi,savaş tüm ırkları etkisi altına aldı."
Şeytani bir bakış kaplıyor yüzünü ve yaklaşıyor.Bir sonraki cümlesi fısıltı şeklinde çıkıyor
"Ama benim bunlarla bir işim yok!"Geri çekiliyor ve ateşe bakıyor.
Sesindeki ton eski haline dönüyor "...eskiden vardı.Gözümü hırs bürümüştü.Para,şan,şöhret...Hepsi o kadar
güzel görünüyordu ki gözüme,sonuçlarını düşünmek hiç aklıma gelmedi!Krallar oyun alanındaydı,bizse birer kukla..."
Hiç çekinmeden yarısı dolu şişeye uzanıyor,derince iç çekiyor ve boşalan bardağını doldururken anlatmaya devam
ediyor."Neyse,bana gelirsek...Babamın baskılarına 16 yaşıma kadar sabretmek zorunda kaldım.Zaten annemi hiç
görmüyordum.O...şey,bilirsin,onlardan biriydi işte.16 yaşından sonra orduya yazılma kararı aldım,bunun için de evden
kaçtım.16 yaşımda bile iri bir çocuktum,bu yüzden askeriyedekileri 18 yaşımda olduğuma inandırmam uzun zamanımı
almadı"Şarabın etkisiyle bir iki sallanıyor,yerden eliyle destek alarak konuşmayı sürdürmeye çabalıyor.
"Uzun zaman sonra savaşlardan sağ çıktığımı gören generaller-ki sağlam çıkanların sayısı çok az oluyordu-bana
daha yüksek bir komuta verdi."şarabını şapırdatarak tekrar yudum alıyor."Öyle öyle saygı duyulan bir adam haline
geldim.En son orclarla yapılan savaşın tehlikeli olacağını düşündüğümden önceleri kabul etmedim..."
Orclar lafını duyunca daha dikkatli dinlemeye başladım."...o sıralar güzeller güzeli bir karım ve 2 çocuğum vardı.
Derken karımın ordudaki askerlerden biriyle kırıştırdığını öğrendim!"öfkeyle yumruğunu yere vurup bardaktaki şarabın
 bir kısmının yere sıçramasına neden oluyor.Şarabın etkisiyle olayları anlatırken daha bir heyecanlı konuşuyor;fakat
bu sefer de kelimelerinden bazıları anlamsızlaşıyor."Savşa katlmayı kabl ettim,çünk karım çocklarmla gitti!Orclar garp
saldırıyrdu.Daha önce hiç görmedm gibydiler...Sanki bri güç ardlarndaymş giby...Sanki..."Sözünü bitiremedi,ama
sözlerindeki korku gözlerine de yansımıştı.Daha fazla dayanamayıp sallandı ve geri doğru savruldu.Gürültüyle yere
düştüğünde bardak da devrildi ve içinde kalan şarap yere yayıldı.Bu adama nedense kanım ısınmaya başlamıştı. Belki
uzun süreli yanlızlığımdan,belki de acısını paylaştığımdan...

 

Klübe

 Rawen klübeye kadar toplallaya topallaya arkamdan geldi.Birkaç kez yardım edesim gelse de bu nankör yabancının
tepkisini bilmediğimden yoluma devam ettim.O da yol boyunca konuşmadı.Sessizce,ayak sürümesini saymazsak,
akşama doğru (gün batımında)klübeye kadar geldik.Sırtımda geyik olduğundan bir tekmeyle kapıyı açtım.İçerisi dışarıdan
serindi,içimi bir ürperti sardı.Sırtımdaki geyiği gürültüyle masaya bıraktım,tek kelime bile etmeden şömünenin yanındaki odunlara
uzandım.Klübenin genişliğinden olsa gerek,Rawen etkilenmiş gözüküyordu,etrafı incelemekte olduğundan ben ateşi
yakana kadar sesini çıkarmadı.Ateşi yaktıktan sonra küçük bıçağımla geyiği parçalamaya yeltendiğimde anca konuşmaya
tenezzül etti.
"Burada yanlız mı yaşıyorsun?"Sesinde derin bir ton vardı.
"Evet,1 haftadır."
Durakladım.Cevaplamak için yutkundum,bıçağımla da etleri ayırmaya devam ediyordum:
"Ondan önce bir arkadaşım vardı,bu hayat durağan geldiğinden ayrıldı"
Anlarcasına kafasını salladı ve etrafa bakınmaya devam etti.Sessizliği kısa sürdü:
"Ne zamandır buradasın?Yani ne zamandır bu şekilde yaşıyorsun?"
Bıçağı masaya fırlatıp kestiğim etlerdeki yağı ayıklamaya başladım:
"Bilmiyorum.20-30 yıl kadar belki de daha fazla..."
"20-30 yıl demek...Yani yaklaşık 30 yıl boyunca ormanda hayatta kaldın...İlginç,gerçekten öyle..."
Çok soru soruyordu ama en azından ciddiydi.Gevrek sırıtışı geride kalmıştı.
Düşünceli düşünceli bakınmaya devam etti,bu sırada ben de yapımının 3 ayımı aldığı ahşap dolabımdan Vardamir'in
bana yapımını öğrettiği ve geride yalnız birkaç şişe bıraktığı yaban mersimi şarabı çıkardım,kille yaptığım iki
bardağı masaya koyup yarısına  kadar doldurdum.Şaraptan dolayı minnettarlığını göstermek için hiç birşey demeden
kafasını hafifçe eğdi ve şaraptan bir yudum aldı.
Etleri uzun sopalara geçirdim.Birini ona uzatıp ateşin başına geçtim.Ayağına rağmen keyfi yerine gelmiş gibiydi.
"Pek konuşkan biri değilsin,değil mi?"diye sordu sonunda ben ateşe bakarken.
"Kafam karışık.Son 1 haftadır hiç kimseyle konuşmadım"dedim acı acı Vardamir'in yokluğunu anımsayıp.
Aslında konuşmak iyi gelmişti.Aniden Rawen'ı çağırma sebebimi anımsayıp heyecanlandım:
"Soru sormayı bırak,kendinden bahset.Kimsin sen?Neden buradasın?"
Heyecanımı farkedip sırıttı "Senin hakkında yeteri kadar bilgi alamadım ama madem ısrar..."
Ateşteli etin piştiğini farkedince sözünü tamamlayamadı,eti ağzına götürüp kocaman bir ısırık aldı.
"Adımu söy'lmiştim,Ravn Morr"Koca lokmayı çiğnemekte olduğundan kelimeleri anlamsızdı,lokmayı zorlukla yuttu
ve konuşmasına devam etti."Ülkemde bir askerim"lokmanın boğazında yarattığı kuruluk nedeniyle öksürdü şaraptan bir
yudum daha aldı ve devam etti."-askerdim,daha doğrusu.Hennyway'de ki kasabalardan birinde,Kelrotriel bilir misin?"
Anlamadığımı görünce alaycı bir tonla yeniden sordu "Kelrotriel'i bilmiyor musun?"
Ne dediği hakkında hiçbir fikrim yoktu.Hayatım dört duvar arasındaki bir şehirde geçmişti ne de olsa.
Benden cevap gelmediğini görünce şaşırdı "Aaa,sen ciddisin...Bu yüzden ilk seni tanımak istedim,benim hayatımda
garip hiç birşey yok..."
Küçük bir kahkaha patlattı ve hikayesini gizemli bir havayla anlatmaya başladı.


Dövüş

 rtık yüzünce o aptal sırıtış yoktu.Ciddiyetle ve ihtiyatla saldırıyordu.
Her ne kadar okla savaşmak konusunda usta olsam da küçüklüğümde bu konuda da yetiştirilmiştim.
İlk hamleyi yapmamı bekledi.İlk hamleyi yapmam da pek gecikmedi.
Hamlemi ustaca savundu,geriye tökezlememe sebep oldu.Sol omzuma doğru hızla saldırdı,yere düşmemek ve darbenin
gelişini engellemek için sağa kaçtım.Bunu önceden tahmin etmişçesine bir sonraki hareketini hızla oraya doğru yaptı.
Hızlıydı,güçlüydü de...Hamleleri ve hareketleri önceden hesaplanmıştı.
Bir süre sonra taktiğini çözdüm.
Hareketini yaptıktan sonra gideceğimi tahmin ettiği yöne saldırıyordu.Ben de tahmin ettiğinin aksine hareket etmeye
başladım.Bunu anladı,o da tahmin ettiğini tahmin ettiğim yönün aksine saldırmaya başladı.

Dövüş uzun süre böyle devam etti.Açıkçası çok zorlu bir rakipti.Konuşma teklifini geri çevirdiğime üzüldüm,bu adamın
nereden geldiğini öğrenmek iyi olurdu;fakat git gide daha fazla sinirimi bozuyordu.Yorulmaya başladığımı hissettim.
Her adımımda kaslarım geriliyor,her adımımda daha çok canım yanıyordu.Rawen'ın da tökezlemeye başladığını
farkettim.Hareketlerinde baştan beri bir sorun vardı.Kendimi biraz daha kasıp hızlanmaya karar verdim,yenme şansım
olabileceğine dair bir umut vardı içimde.
Derken son anda o da hızını bir anlığına arttırdı ve kılıcını körlemesine savurdu.
Bu darbeden sıyrılmak için geri kaçtım;aniden ayağım taşa takılıp yuvarlanmama sebep oldu.
Gözlerim kapalı,Rawen'ın kılıcını boğazımda hissetmeyi umuyordum.
Ama buna dair hiç bir işaret yoktu!
Gözlerimi açıp doğruldum,çevreme bir göz gezdirdiğimde o,taşın kenarına yığılmış,tozluğunu çıkarmışbir yandan
bileğini inceliyor bir yandan da ağzına geleni söylüyordu.

Tek hamlede ayağa kalktım ve hızla Rawen'ın yanına koştum.Bileğinde derin bir kesik vardı,etrafında bez olmasına karşın
kanama devam ediyordu.Yüzümdeki şaşkınlığı farkedince bir açıklama isteği duyan Rawen gergince sırıtıp
"Hareketlerim kanamayı tekrar başlatmış olsa gerek..."dedi kafasını kaldırmadan.
Suçluluk duyacağımı sanıyor olsa gerek..
"Ben gidiyorum öyleyse...Sen de gidersen iyi olur."
"Ne yani bu yaralı adama yardım etmeyecek misin?"
"Yaralı olman sinir bozuculuğu örtmüyor!"dedim ve arkamı dönüp gitmeye hazırlandım.
2-3 adımdan sonra merakım galip geldi,durdum.Arkamı dönmeden:
"Yürüyebilirsen bir klübem var.Konuşmaya ordan devam edebiliriz"
Yüzünü görmedim ama ses tonundan ukalalık damlıyordu.
"Konuşmaya devam edebilirim demek istiyorsun sanırım.Ehh,zaten pek misafirperver birine de benzemiyorsun,
yine de seni kırmak istemem"
Arkamı dönmeden yoluma devam ettim,arkadan beni takip ettiğini biliyordum.

Rawen Morir

Adam kılıcı sabit bir biçimde tutarken sorumu cevapladı:
"Ben Rawen Morir.Sen de kim oluyorsun?"
Adamın düzgün aksağanına bakılırsa basit bir haydut değildi.Zira bu adam ormanda rastladığım tek insan da değildi.
Daha önceden (Vardamir buradayken)bir çok haydut orman sınırları içine girerdi.Zaralı denilemezlerdi.
Bazen onlara bulaşmamaya gayret eder,bazen de sırf zevk için onları katlederdik.
Adamın sorusuna cevap vermeye tenezzül etmedim;fakat adam kılıcı biraz daha sert bastırarak sorusunu tekrarladı.
"Sen de kimsin?!"
Adama soğuk bir bakışla cevap verdim:
"Aelina Amarth."
"Peki,Aelina kılıcımı karnından çeksem ve konuşmayı önersem sen de aynısını yapar mısın?"
Adamın bu isteği beni şaşırttı.Kafamı sallayarak onayladığımı belirttim.
Kılıcını çekti ve kınına geri soktu,arkasındaki kocaman kayaya oturdu.Şaşkın bakışlarım altında belindeki matarayı çıkarıp kapağını açtı,
ardından içindeki suyu tek dikişte bitirdi.Ağzının kenarındaki suları koluyla silip sırıtarak bana döndü:
"Oturmaz mısın?"
Rawen'in kendini beğenmiş tavırları beni rahatsız etse de kayanın yanına oturdum.
"Hikayeniz nedir Leydi Aelina?"dedi gevrek gevrek.
Sessizliğimi sürdürmeye karar verdim.
"Konuşmak için oturduğumuzu sanıyordum"dedi Rawen bir süre sonra.
Yine kısa bir sessizlikten sonra "Adil bir dövüş olacaksa seninle dövüşürüm!"dedim.
Söylediğim şeye şaşırmış gibiydi "Kavga mı istiyorsun?Neden?"diye sordu yine gevrek gevrek
Ben ise yine aynı ciddiyetle ayağa kalktım. "Başımdan gitmeni sağlayabilecek tek şey bu olsa gerek!!"
Bir anda ruh hali değişti.Öfkeyle ama yavaşça ayağa kalktı."Peki öyle olsun,ama belirtmeliyim bu konuda iyiyimdir!"
Silahını aniden çekince telaşlandığımı belirtmeliyim.Fakat sonra kılıcı bana uzatıp diğerini de sağ eline aldı.
"Kılıcın olmadığını görüyorum"...dedi belime bakarak."Bunu alsan iyi edersin,ne de olsa adil bir dövüş talep ettin."
Kılıcı elime aldım,dengesini kontrol etmek için bir iki savurdum
"Hazır mısın?"
Yüzüne bakıp evet dercesine sırıttım.
 

Yabancı

Ormanda her zamanki gibi bir gündü.Gözüme kestirdiğim bir  geyiği avlamak için çalıların ardına geçtim ve izlemeye başladım.
Zavallı geyik sonunun yaklaştığından haberdar bile değildi.Okumu yaya yerleştirdim,geyiğin açıklığını aramaya başladım.
Tam okumu germiştim ki geyik başını kaldırdı.Bir iki çevresine bakındı ve korkuyla kaçmaya başladı.Zaman kaybetmeye lüzum yoktu,kafamı çalılar arasından kaldırdım,
gerilmiş okumu geyiğe nişan alıp hızala geyiğe yolladım.Ok hedefini vurdu,geyiğin cansız bedeni yere yığıldı.Ama o anda beni ilgilendiren bu değildi.
Tuzağımı neyin bozduğunu aramaya başladım.Bu herhangi bir hayvan da olabilirdi,zira bir geyik çok ürkektir.
Bilmediğim bir şey vardı;tuzağımı birşey değil "biri"bozmuştu!

Bir süre sonra aramayı bıraktım,avımı sırtladım ve klübenin yolunu tuttum.Garip birşey vardı,garip bir his...
Bir süre yerimde durdum.Duyma güdülerimi keskinleştirdim,en ufak bir sesi bile kaçırmamaya çalıştım.
Aniden geyiği yere atıp okumu çektim.Elimdeki gerili yayla çevreme bakınmaya başladım.
Görünürde birşey yoktu,biri de...Yine de bakınmaya devam ettim.
Birden arkamda bir rüzgâr esti,olabildiğince hızlı biçimde arkamı döndüm.
Döner dönmez de karnıma dayalı bir kılıç.
Karşımda telaşlı ama sakin gözükmeye çalışan bir adam duruyordu.
Adamın üzerinde chain zırh vardı,saçları uzun ve kapkaraydı,gözleri de en az saçları kadar koyu kahverengindeydi
Gözlerinde şeytani bir ışıltı söz konusuydu her ne kadar telaşlı olsa da...Pis sakalları uzun süredir kendine bakmak için
zamanı olmadığını anlatırken kıyafetlerinin anormal düzgünlüğü ve temizliği bunu yalanlıyordu.
Okum adamın göğsüne hedeflenmişti,tek yapmam gereken parmaklarımı serbest bırakmaktı...
Onun tek yapması gereken de kılıcını savurmak!
Elf dilinde konuşmaya çabalamak saçmalık olurdu,onun yerine evrensel dili denedim.
"Kimsin sen?"

 

Kendi Ayakları Üstünde

 Ormanda yaşam o kadar zor olmadı...Zorluklara alışıktım,her ne kadar ailem şehirdeki "fakir"kısmına
girmese de beni böyle durumlara hazırlamışlardı."Hayatta kalma koşulları değişkendir..."demişti babam...

Her ne kadar ailem için uzun bir süre yas tutsam da ormana kaçmak akıllıca bir fikirdi.
Benimle birlikte 14 kişi daha aynı şeyi yaptı ama onlar için hayatta kalmak daha zor oldu.
Bu 14 kişiden en son hayatta kalan Vardamir adlı yaşlı bir adamdı.
Şehirde onu duymuştum.İnsan olduğu için sevilmez ve bazı kesimlerce dışlanırdı.
Bana anlattığına göre bir gezgindi ve çoğu zaman kötü koşullarda macerasını sürdürmüştü,
bu da onu böyle bir hayata hazır konuma getirmişti.
Uzun bir süre onunla yaşadım.Aralık Orman çetin bir yer değildi sonuçta...
Zamanla onu kaybettiğim babam olarak benimsedim
Vardamir her ne kadar yaşlı olsa da savaş konusunda yetenekli bir insandı;fakat yaşı gereği
savaş becerilerinde bir körelme söz konusuydu.Yine de bana öğretti.
Okçuluktaki yeteneğimi geliştirmem gerektiğini söyleyip durdu.
İstisnasız  okçuluktaki gelişimimi sağlayan en önemli etkenlerden biri odur.
20-30 yıl içinde ormandaki yaşam bize kolay gelmeye başlamıştı.
Barınacak yerimiz vardı,çevredeki canlıları tanımaya başlamıştık,hatta hangi otun zehirli olup olmadığını bile çözmüştük.
Derken Vardamir daha fazla burada kalamadı.
Gidişinden önceki gün,her zamanki gibi avladığım ceylanlardan birini yerken ne kadar dalgın olduğunu farkettim.
Bir sorun olduğunu biliyordum ama Vardamir sorunlarını kendi başına çözmeyi sevenlerden olduğundan üstüne gitmedim.
Ve ertesi gün gitti...
O gideli yaklaşık 1 hafta oluyor.Kendi ayaklarım üstünde durmayı öğrendim.
Hayatımın böyle devam edeceğini düşünüyordum
...Ama sanırım hikaye yeni başlıyor...


Savaş ve Yıkılış

Tarihi bilmiyorum.Böyle bir günde önemli olan bu değil zaten.
Tek bildiğim evim dediğim toprakların 2 gün içinde yokolduğu...
Sanki hiç varolmamış gibi,geriye kalan tek şey taş...
Taş ve ceset...

Daha gençtim,50 küsürlerimdeyken"evim"in ayakta kalma süresi sonlandı.
Hayatımda olan herşey anında sanki hiç yokmuşcasına kayboldu.
2gün içinde,hayatım da o taş duvarlarla birlikte üstüme çöktü.

Hazırlıksızdık.
Her zamanki gibi bir gündü.Ben "İnleyen Topal"adlı bir handa tarçınlı şarabımı yudumlarken ordudaki
askerlerden oluşan bir grup sarhoş destanlar anlatıyor,gülüp eğleniyordu.
Daha eğitimim biteli birkaç ay olmuştu...
Derken kapı gürültülü bir biçimde hızla açıldı.Gelen haberci acıyla haykırdı:
"Orclar...orclar geliyor!"
Daha ne oldu anlayamadan çevredekiler yokoldu. Omuzumda bir el hissettim ve babamın sesini duydum:
"Hazırlanmamıza yardım et Aelina,çabuk ol fazla zamanımız yok!"

Savaşa katılmak konusunda babamla tartışmam gerekti.Ama sonunda ikna oldu...
Hazırlıklar yapıldı,fakat orclar şehri kuşatmıştı.Sayıca üstünlerdi,belki de yıldızlardan bile fazlaydılar.
Bu ordunun güvenini sarstı ve onları umutsuzluğa sürükledi.Fakat ne olursa olsun,bu savaş,kaçınılmazdı...

Ertesi gün kaçınılmaz sonla burun buruna geldik.
Orclar dağınık ve strateji belirlemeden saldırıyordu. Çetin bir savaştı ama savunmamız başarısız oldu.O savaşta bir çok
kahraman savaşçı öldü.Bunlardan biri de babamdı!
Onu son gördüğümde,bana söylediği son şey kaçmam gerektiğiydi.
Ardından tüm ordu,annem,şehir...Göz açıp kapayıncaya kadar yokoldu.
Bense o an,hayatımın sona ermesini beklemektense,her cesur askerin ve aynı zamanda her bilgenin yapacağı
şeyi yaptım...
Hayatta kalmak için kaçtım!Ormana,uzağa...Olabildiğince hem de...

 

 

Aelina Amarth

Adı şimdilerde bilinmeyen güçlü bir elf şehrinde doğdum.
Söylentilere göre annem gözlerimdeki maviliği esas alarak bana "Aelina"adını vermiş.
Annem Baş Büyücülerdendi,şehirdeki önemli insanlardan biri...Babam ise orduda
bir komutan!Cesur biriymiş zamanında...
Bir elf 20 yaşında geri kalan hayatını belirleyecek bir karar verir.
Büyücülük yada Saldırı&Savunma Sanatları
Şehrin dişi çoğunluğu zamanı geldiğinde büyücülüğü seçerdi;çünkü büyü zeka gerektirir.
Saldırı&Savunmaysa bilek!
Ben her zaman zıt bir karakter olmuşumdur...
Büyüyü seçen cinsdaşlarımın aksine ben,Saldırı&Savunma Sanatları seçmeyi aklıma koymuştum.
Beni caydırmaya çalışan çok oldu,neredeyse çevremdeki herkes diyebilirim
Babam hariç...O seçimime saygı duyduğunu söylese de seçimimden dolayı gururlandığı açıkça görülebiliyordu.
Günün birinde onun gibi olacaktım.Cesur,yürekli ve bir katır gibi inatçı!
Güçlü ve zeki bir lider!Belirlenmiş sağlam fikirlerin aksine "dişi"bir lider!
Bazıları bunu o zamandan görebiliyordu...